Mukaddime: Sanata Dair Yazdır e-Posta
Site - Manşet
Murat Hacıfettahoğlu tarafından yazıldı   
Cuma, 16 Ekim 2009 18:53

Yazının ilk kısmı: Mukaddime-Fikre Dair

Fikre dair temas edeceğim son mevzu fikrin, hesaplaşmanın ihtiyaç duyduğu malzemeye dair olacak, yani bilgiye dair. Bu mevzuda Nietzsche, “Akıl! Bilgiden mahrumsa, en büyük filozoflarda bile dengesiz bir şeydir” diyor. Bu söz meselenin bir cihetine ışık tutar nitelikte. Bilgi faslının diğer bir ciheti daha var. Muhterem pederim sohbetlerinde sık sık ‘muhabere olmadan muharebe olmaz’ şeklinde ifade edilen askeri esası tekrarlar. Şimdi ben burada muharebeyi daha önce bahsettiğim diğer fikirlerle hesaplaşma olarak kullanıyorum. Kadim geleneğimizde bu husus ‘müsademei efkârdan barikayı hakikat doğar’ şeklinde ifade edilmiştir. Muhabereyi de hesaplaşma mevkiinde bulunduğumuz fikir ve dünya görüşlerinin muhtevasının, tarihi gelişiminin ve hangi zamanda ve zeminde ortaya çıktığının bilinmesi, bu fikir ve dünya görüşlerini oluşturan diyalektik ve paradigmaların tefekkür edilmesi olarak ele alıyorum. Burada muhalifimiz veya muarızımız olan telakkiler hakkında ciddi bir analizin mezkur telakkilerin çürütülmesinde ve kendi konumumuzun tespitinde hayati bir önem arz ettiği hakikatini hassaten vurgulamamın sebebi, içinde bulunduğumuz fikir fukaralığının en mühim amillerinden bir tanesini de bir fikre, ya tevkifi bir oluş gibi iman etmemiz, ya da hepten cerahat muamelesi yapmamız olarak görmemdir. Bu tarafgir ve hissi bakış, Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle ya budalaca coşmamıza ya da kusmamıza sebep oluyor. Bu iki tereddi kutup arasında gergef dokuyan Türk düşüncesi kurucu, ihya edici, kuşatıcı bir bütün fikir ibda etme potansiyelini kaybediyor. Meseleyi bir de İbn Arabî’nin hikmetli sözlerini hatırlayarak düşünelim. “Küfrü bilmeyen tam iman etmiş olmaz.”

Sanat faslına geçmeden evvel buraya bir köşeli parantez açalım. Benim iki zıt kutup olarak değerlendirdiğim mütebahhire ve uzmanlaşma kavramlarının neyi ifade ettikleri ve hangi âleme ait kıymetler oldukları hakkında düşünülmesi, bütün cepheleriyle ele alınması gereken ve herhangi birinin kabulüyle hayatı okumamızın tamamen değiştiği üsluplar ve tavırlardır. Daraltarak derinleşme şeklinde tezahür eden uzmanlaşma, meseleleri yorumlarken sadece mütehassısı olduğumuz ilmi disiplinin metod ve ıstılahlarını kullanmamızı getirmektedir. Ayrıca insanın insana yabancılaşması, incelediği konuyu bütün teferruat ve tafsilatı ile bilse dahi anlayamaması hadisesi uzmanlaşma tercihinin bir neticesidir. Rene Guenon uzmanlaşmanın, ele alınan meseleyle sahih alakalar kurmaya mani olduğunu söyler ve buna misal olarak şarkiyatçıların doğu dillerini bütün gramer ve kelime zenginlikleriyle bilmelerine rağmen asla o dilin mana dünyasına nüfuz edemediklerini kaydeder. Benzer tenkitler kendi disiplinlerindeki uzmanlara karşı bizatihi aynı sahanın uzmanları tarafından da yapılmıştır. Mütebahhire ise Türk-İslam medeniyet dairesi içindeki âlimlerimizin farik vasfıdır. Şimdilik bu kısa izahla iktifa edelim.

...

Sanata Dair

“Her güzellik ruhumda ayrı bir yara açarak geçer.”
Siyah İnciler’den

Tanpınar bir mülakatta kendisine tevcih olunan “Sanatta eski ve yeni diye bir ayırma yapıyor musunuz?” sorusuna “ güzel ve çirkin diye bir ayrılık olabilir. Bence güzel daima yenidir.” cevabını veriyor. Sanat eserine bakışımızdaki esas ölçünün güzellik olarak belirlenmesi ve güzelliği nisbetinde esere kıymet izafe edilmesi temel düsturumuz olmalı. Çağdaşlığın, çağının çağdaşı olmanın kutsanmasına, popüler olana karşı gösterilen ifrat derecesindeki alaka ve teveccühe karşı bizim safımız güzelliğin takdirinden yana olmalıdır. “Allah güzeldir güzeli sever” hadis-i şerifi mucibince güzel şehirler inşa eden, güzelliği baş tacı eden, güzel ahlakla ahlâklanma cehdi içinde olan, Rahmani ilhama muhatap olmanın hakkını güzellikler inşa ederek veren, insanın görevini dünyayı güzelleştirmek olarak kabul eden bir medeniyetin mensuplarına yakışan tavır da budur.

Baumgarten estetiğin amacını idrak-ı hissi’nin kemali olarak yorumlar ve bu kemalin de güzellik olduğunu söyler. Kemale giden yolda kat ettiğimiz mesafe ortaya koyduğumuz eserlerin kıratıyla muvazidir. İdrak seviyemize göre inşa ederiz. Normal idrakin yanında sahip olduğumuz estetik melekemizin (bedii idrakimizin) tekâmülü iki çeşit çabayı gerektirir. İlki sanatın sezgi tarafına ait olan iç dünyamızı ve manevi âlemimizi zenginleştirmek, tabiatı temaşa ederek ondaki mükemmelliğin farkına varmak ve sağlam bir imana sahip olmaktır. Goethe “dini olmayanın edebiyatı olmaz” diyerek sanatın hem kültür ile hem de inanç ile olan bağını vurgulamıştır. Sezgi, sanatçının gaibi keşfinde kullanacağı, zihnin kendinden fazla bir şey olmasını sağlayan, varlığın mazmununu kavrayan gizemli bir hassadır. Bunun yanında bir de düşünerek bulma vardır. Sanatkârın sanatını icra edeceği enstrüman tercihi, kullanacağı biçim ve sahip olduğu ahlâk tasavvurunu işleyiş biçimi, sanatın fikri temellerini oluşturur. Burada şuurlu bir tercihten bahsediyoruz. Sanatın kendi lisanı vardır. Musikinin, resmin, şiirin dilini anlayabilmek için hem gözün ve kulağın terbiye görmesi hem de bu sahalara dair teorik bilgilere sahip olunması gerekir. Bu öğrenme safhasının ardından sanatkâr kendi sanat tasavvur ve zevkine göre sanatını nazari bir temele oturtur ve bu çerçevede icra eder.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hasret Dediğin...
  Hasret dediğin sevdan...
Hüzünlü Yalnızlık
  Sessiz sess...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Şiir

Sen Anlarsın Çocuk!
Uhud …. Tıkanıyorum ... ...
Sarkaç
Tabur… Kana susamış ...
Yapayalnız
yapayalnızdı. oynak bir ta...

Serlevha

Anayasa Mahkemesine İhtiyaç Yoktur
 Anayasa Mahkemesi verdi...
Sn Mustafa Başoğlu'ndan Açıklama
  MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜ ...