Mazi Cennetine Seyehat Yazdır e-Posta
Site - Portre
Murat HacıfettahoÄŸlu tarafından yazıldı   
Pazar, 27 Aralık 2009 03:43

 

 

                                                                                                                                                                    “Bize bir zevk-i tahattür kaldı
                                                                                                                                                                   Bu sönen, gölgelenen dünyada!”
                                                                                                                                                                                                 Ahmet HaÅŸim

     

İstanbul; makhûr, mahzun, maÄŸdur ve maÄŸlup bir ÅŸehir. Öz evlatlarının ihanetine maruz kalmış ihtiyar bir medeniyet baÅŸÅŸehri. Tarih ÅŸuurundan mahrum ÅŸarlatanların elinde o ÅŸehr-i müzeyyen, o efsunlu güzellikler beÅŸiÄŸi, o asil, maÄŸrur İstanbul bir cenazeye dönmüÅŸ. UÄŸur Derman’ın “Bu gökdelenler İstanbul’un mezar taÅŸlarıdır” sözü ne kadar hazin bir hakikati tazammun etmekte. Üstad Necip Fazıl’ın sık kullandığı ‘Felix Culpa’ yani mutlu cinayet tabirinin ne ifade ettiÄŸi, İstanbul’u kendi ellerimizle manevi ruhundan koparıp, revnaklı bir ÅŸehri nevzuhur bir sanayi ÅŸehrine tahvil etme çabamızda ve bu mütecaviz ve gafil tavrımızdan hiç hicap ve nedamet duymamamızda tebarüz etmiyor mu?


Maziye karşı takınılan ÅŸedit tavrın en mücerret misali İstanbul’un mimari dokusuna indirilen canice ve cahilce darbedir. Yok edilen, müzelere kaldırılan sadece mimari doku deÄŸildir. Bir hayat üslubu, bir duyuÅŸ, düÅŸünüÅŸ ve hissediÅŸ tarzı, bir güzel anlayışı yok edildi. Müslüman Türk mahallelerinin mümeyyiz vasfı her ne idiyse iÅŸte onlar hunharca katledildi. Son kalelerimiz olarak bize mezarlıklar kaldı. Türk ve Müslüman olmanın alâmetleri, emareleri artık mezarlıklarımızda yaşıyor.


 “Yeniçeri kavuÄŸunu yana yıkmış…
Sanki bir fetih rüyası görüyormuÅŸ”
Mazimiz ya mezarlıklarda yahut müzelerde can veriyor. GeleneÄŸi kendi ellerimizle öldürüyoruz. Bu meyanda Nurettin Topçu’nun “Bir milletin kendi tarihini inkâr etmesiyle ferdin intihara karar vermesi arasında fark yoktur” hükmünü hatırlamak gerekir. Tarihin unutulması ise alınan kararın hayata geçirilmesi, yani bir aÄŸacın köklerinden koparılarak kurumaya mahkûm edilmesi demektir.


Abdulhak Åžinasi Hisar’ın edebiyat ve fikir dünyasını tanıtmaya matuf bir yazıda böyle bir girizgâh yapmak zaruriydi. Zira Hisar pek çoÄŸumuzun teneffüs etmediÄŸi, tanımadığı bir dünyayı anlatır. Bizim biz olduÄŸumuz zamanlara ait hatıralar ve romanlardır onun kitapları. Medeniyetimizin yaÅŸanılan hayatın öz mayasını oluÅŸturduÄŸu, her detayda bize ait unsurların hâkim olduÄŸu bir dönemi hikâye eder. Bugün var olmayan kıymet hükümlerine sahip kahramanlar vardır onun eserlerinde. Gariplikleriyle, zaaflarıyla yazdıkları geçmiÅŸ zaman insanlarıdır. Abdulhak Åžinasi’nin bütün yazdıkları Turgut Uyar’ın da ifade ettiÄŸi gibi özlemini çektiÄŸi o dünyayı anlatmaya birer bahanedir. Hisar çocukluÄŸunun geçtiÄŸi mekânları, tanıdığı insanları ve çocukluk dönemine dair hatıraları ÅŸairane ve mükemmel bir Türkçe ile anlatır. Türkçe’nin en önemli nasirlerinden olan Hisar son derece beliÄŸ ve seyyal bir üsluba sahiptir. Kullandığı Türkçe, tasvir ve naklettiÄŸi dönemlerin zarafetine ve letafetine yakışır bir inceliktedir. Kitaplarında medeniyetimizin henüz hayatın bütününe hâkim olduÄŸu dönemleri müthiÅŸ güzel bir Türkçe vasıtasıyla anlatması, Hisar’ın kitaplarını okurken hayranlık hislerine sermestlik halinin karışmasına sebep olmaktadır. Bir de maziye yolculuk yüksek irtifada ve hızda gerçekleÅŸen bir keyfiyettir.


ÜslupçuluÄŸu ve Türkçe’yi kullanmadaki maharetine dair söylediklerimize Samiha Ayverdi’yi ÅŸahit gösterelim. Büyük edip ve mütefekkir manevi oÄŸluna yazdığı bir mektupta bakın Türkçe hususunda hangi tavsiyede bulunuyor; “Saniyen, sana güzel, temiz ve musikili Türkçeden, hem zevkle okuman hem de lisanından istifade etmen için Abdulhak Åžinasi Hisar’ın kitaplarından göndereceÄŸim. Bu muharrir birinci sınıf bir yazıcıdır, kulağın bir kere bu ahengi yakalarsa yavaÅŸ yavaÅŸ onu hazm ve temsil edersin.” Abdulhak Åžinasi, BoÄŸaziçi ÅŸehrayinlerini anlatırken öyle musikili bir lisan kullanır ki, hanendeler ve sazendeler sanki kitabı okurken icralarıyla size refakat ederler. Uydurmacılığa ve tasfiyeciliÄŸe tevessül ve hatta tenezzül etmemesinin bir neticesi olarak kullandığı kelime haznesi çok geniÅŸtir. Böylece kitaplarında büyük bir anlatım ve duygu zenginliÄŸi yakalamıştır.


Hisar, mazi ile münasebetini sadece iptidai bir duygu veya ruhun insiyakları üzerine tesis etmemiÅŸtir. Zaman mefhumu üzerine derinlikli felsefi bilgileri vardır ve bu ham bilgilerinden kendi zaman telakkisini oluÅŸturmayı baÅŸarmıştır. Neredeyse her kitabında faniliÄŸin ruhunda meydana getirdiÄŸi ıstırabı izhar eder. Fanilik zaman üzerine düÅŸündürücü en tahrikkâr saiktir.  Uzayın sonsuzluÄŸu ve mesafe kavramları ile zaman dediÄŸimiz mefhum arasındaki o sofistike bağı kurabilen yazar bu derinliÄŸi hem eserlerindeki genel ruha nakÅŸetmiÅŸtir, hem de muhtelif yazılarına mevzu etmiÅŸtir. Zamanı bir küre veya nokta olarak kabul eden görüÅŸü hatırlamak lazım. Zamanın muttasıl ve bölünemez olduÄŸuna inanır Hisar da. İkbal’in bir kelamı kibarını burada dile getirelim; “Allah için zaman, bidayeti ve nihayeti olmayan bir ÅŸu andır.” Hisar’ın derin zaman mülahazalarından kısa bir iktibasla bu faslı kapatalım. “O neslin mazisi, hali ve âtisi bizim için hep birden mazi olmuÅŸtur. Kendi içimizde hala yaÅŸadığını duyduÄŸumuz bir zaman parçası da bizim için hala yaÅŸadığımız bir hal demektir.”


Edebiyatımızda hatıraların insan ruhu üzerindeki tesirleri üzerine yazılmış pek çok ÅŸiir ve nesir mevcuttur. Divan ÅŸairinin “GeçmiÅŸ zaman olur ki hayali cihan deÄŸer” ifadesi darb-ı mesel kabilinden yaygın bir kullanıma mazhar olmuÅŸtur. Burada pek çok misal vermek mümkün ama söyleyeceÄŸimizi uzatmadan diyelim ki; Türk milletinin ahde vefa duygularıyla bezenmiÅŸ müthiÅŸ bir mazi aÅŸkı ve hatıralarla yaÅŸama zevki vardır. ‘Ölüleriyle yaÅŸayan millet’ bizi ifade eden en güzel deyiÅŸlerdendir. Hatıra vasfına sahip olmak münasebetiyle gönlümüzde insanlar kadar eÅŸyaların da büyük bir yeri vardır. Hisar kitaplarında sadece insanları ete kemiÄŸe büründürmez. Onun kitaplarında bizatihi eÅŸyaların da bir ÅŸahsiyeti, bir sergüzeÅŸti, bir karakteri vardır. KöÅŸklerin yüzlerinden onların seciyeleri belli olur, yorganların renkleri ve kenar motifleri onlara birer hüviyet verir, bazen bir ayna dile gelir konuÅŸur. Hisar eÅŸyaların insan telakkilerine sirayet ediÅŸini ustalıkla anlatır. İnsanlarla eÅŸyalar arasındaki münasebet ve alâka psikolojik tahliller eÅŸliÄŸinde sunulur. Abdulhak Åžinasi Hisar’ın kitapları insana çeyiz sandığı ile demir para kasası arasında zihniyete dayalı bir mukayese yapmayı öÄŸretir.


Hisar’ın eserlerinde vurgulanan bir husus da o dönemin insanlarının pek fazla kitabi bilgiye sahip olmadıkları, bunun yanında tabiatı temaÅŸa etmenin verdiÄŸi bir ruh zenginliÄŸine ve olgunluÄŸuna sahip bulunmalarıdır. O dönemin kadınları belki ümmidir ama kendilerine hürmet edilen ve sözlerine itibar gösterilen kimselerdir. Bazı ÅŸeyler bir doktrin ÅŸeklini almamıştır henüz. Åžöyle ki “BoÄŸaziçi’nde hayat o kadar milli ve hususi bir nizamdı ki, bu milli medeniyet içinde yaÅŸayanlar, milliyetçiliÄŸin ne olduÄŸunu ve esbabı mucibesinin neler bulunduÄŸunu bilmezler de, bütün bu nizamları ve ananeleri, yüzlerce seneden beri, BoÄŸaziçi’nin taşıdığı sular gibi, BoÄŸaziçi’ndeki mutlu günler ve gecelerin tabi nimetleri telakki ederlerdi.”  O dönemde hayat ile fikir, din ile hayat gibi ayrılıkların bulunmadığını bir de ÅŸu ÅŸekilde ifade etmiÅŸtir: “Denilebilir ki manevi âlemin maddi âlemi bastırdığı o zamanlarda, daha maddiyatçılık dinin yerini kısmen olsun almadan evvel, yaÅŸanan hayatın öz mayası imandı. Ve İslamiyet yahut din çokları için bir umde olmaktan ziyade bir iklimdi.”


Hisar’ın, Fahim Bey ve Biz, Çamlıcada’ki EniÅŸtemiz ve Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve ÅžeyhliÄŸi adlı kitaplarındaki kahramanlar zaman zaman karikatürize edilmiÅŸlerdir. HoÅŸ nüktelerin keyfine varırken aynı anda nesiller arasında meydana gelen zihniyet farklılığını görürüz. Bundan Hisar da muzdarip olmalı ki, sarih ifadelerle kitaplarında anlatımın arasına girerek nesiller arası kopuÅŸu dile getirir. Åžark insanının hususiyetleri, heyecanları ve zevkleri ile müÅŸerref olmanın tatlı heyecanı okurun kitaplardan alacağı bir diÄŸer güzelliktir.


Hisar’ın fanilikten duyduÄŸu acının ve bu gerilimin belki de kendisini sürüklediÄŸi ademe gitme korkusunun ilacı sanattır. Sanat, Hisar için ebediyeti arzulayan ruhun fani dünyadaki tesellisidir. Bu düÅŸüncesini Üsküdarlı arif ressam Ali Rıza Bey’in tabloları karşısında yaÅŸadığı duygu yoÄŸunluÄŸunu anlattığı bir yazısında ÅŸöyle ifade ediyor: “Zengin olmak ve kendime Ali Rıza Bey’in en sevdiÄŸim resimlerinden -bunların hangileri olduÄŸunu bir hayli zahmet ve müÅŸkülat ile ÅŸimdiden tesbit ettim- bir koleksiyon tertip edebilmek isterdim. Fani bir ömür, hatıralarına böyle nisbi bir ebediyet veren san’atın refakatinden ve zevkinden daha ince ve hisli baÅŸka nasıl bir teselli bekleyebilir ve arayabilir?”


Abdulhak Åžinasi Hisar’ın fikir dünyasına dair izahlara geçelim. Ahmet Kabaklı Hoca’nın ifadesiyle A. Åžinasi’nin sosyal görüÅŸleri ‘milliyetçilik’ kelimesiyle özetlenebilir. Hisar’ın geçmiÅŸi yâd etmedeki ısrarı ÅŸahsi bir özlemden ziyade milli deÄŸerlerin muhafazasına yöneliktir. “Milliyetçilik muarızları en evvel milli maziyi unutturmak isterler. Bir millete yapılabilecek sinsi ve en ÅŸeytani hücum onun vicdanından mazisini almak, hafızasında mazisini yok etmektir.” Bu mazmunda ‘millet hafızadır’ fehvasını hatırlamak gerekir. Bir de o dönemde yaÅŸanılan sosyal deÄŸiÅŸimin hızı ve ÅŸehircilikte yaÅŸanılan ‘üslub ÅŸuursuzluÄŸu’ hesaba katılırsa, bu hadiselerin milliyetçi bir yazarın -onun tabiriyle- rikkatine dokunması muhakkaktır. Hisar duygularını ÅŸöyle ifade ediyordu: “Muhayyel bir âti namına geçmiÅŸte milli ve güzel ne varsa hepsinin tahrip ve tezyif edildiÄŸini gördük. Ben de, bildiÄŸim bir zamanı ve içindekileri oldukları gibi hatırlamak ve övmek istedim.” Dıranas’ın müÅŸterek hissiyatla kaleme aldığı bir dörtlükle devam edelim:
“Her ÅŸey deÄŸiÅŸiyor, kalbimiz bile,
Ama yüzyıllarla besli bir ÅŸehir
İnsan yaşamından daha da hızla

 


Hisar’ın İstanbul’u, bugün sadece mezarlıklarda görebildiÄŸimiz medeniyetimizin pek çok unsurunu ihata eder. Tabiatla ahenk içinde devam eden gündelik hayat, beÅŸeri münasebetlerdeki nezaket ve deruni seziÅŸe muhatap zevklerle donanmış leyli zamanlar… Büyük edibin maziye dair söylediklerini naklederek yazımıza son verelim: “Mazi ihtiyarlayıp bunamayı, bozulup heba olmayı bilmez. Mazide gül solmayı, mehtap azalıp bitmeyi bilmez!”
 
            

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hasret DediÄŸin...
  Hasret dediÄŸin sevdan...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Åžiir

Sen Anlarsın Çocuk!
Uhud …. Tıkanıyorum ... ...
Sarkaç
Tabur… Kana susamış ...
Yapayalnız
yapayalnızdı. oynak bir ta...

Serlevha

Anayasa Mahkemesine İhtiyaç Yoktur
 Anayasa Mahkemesi verdiÄ...
Sn Mustafa Başoğlu'ndan Açıklama
  MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜ ...