Hikaye
Deneme
| Yaşamak Bir Gülücük Gibi |
|
|
| Site - Hikaye | |
| Yavuz Akengin tarafından yazıldı | |
| Pazartesi, 07 Eylül 2009 15:35 | |
|
Ne kadardır ordaydık bilmiyorum. Bilmek de istemiyordum. İlk kez orada doÄŸurmuÅŸtu beni annem, ilk orada o deniz kenarında aÄŸlamıştım. Sesimi melekler duymuÅŸtu da taşımıştı o’nun kalbine. Bir ona bakıyordum bir de denize. “Acaba onun düÅŸü ne olabilir tam da ÅŸu an?” diyordum içimden. Kelimelerin tasvirde zorlanacağı bir ilkbahar sabahıydı. Sokaklarda henüz küçük kediler ve belediyenin temizlik iÅŸçileri dolaşıyordu. Kediler aylak, iÅŸçiler çalışkan… Benim düÅŸüm belliydi. Ya da düÅŸümü biliyordum. DüÅŸleyebiliyordum düÅŸümün de ötesini. Bir güç, bir kuvvet, bir bilinç verilmiÅŸti sanki o sabah bana... DüÅŸümde, bir dere kenarındaydık. Uzak bir köyde. Etrafında aÄŸaçların olduÄŸu. İçinde sarı balıkların yüzdüÄŸü küçük bir dere kenarında. Susuyorduk öylece. Herkesin uzağında, her ÅŸeyden bihaberdik. O ve ben vardık sadece yeryüzünde o an nefes alan. Sadece ikimiz… Ve ikimizi gördüÄŸü gibi diÄŸer her ÅŸeyi de gören Yüce Biri… Onun düÅŸünü merak ediyordum. Ona sorma isteÄŸi belirdi bir an içimde. Döndüm ona, tam soracakken vazgeçtim. Gülümsüyordu yüzümün aynalarında kaybolmuÅŸ gibi. İçimden ÅŸehirler, yollar, denizler, rüzgârlar akıyordu. Bir gülücük bu kadar mı yakışırdı Allah’ım bir kızın yüzüne… Ben onun gülücüÄŸünde, deniz onun gözlerine, o denizin içindeydi. Işıl ışıldı gözleri. YaÄŸmur sonrası bir sabahtı. Beton yollarda çok duyulmasa da toprak kokusu, uzak, çok uzaklarda bir yerde toprak kokusunun alınabildiÄŸini hissediyordum. Orda olma isteÄŸi belirdi içimde. Vazgeçtim. Orda deÄŸil, burada olmalıyım. Burada, o’nun yanında. Fırından ilk çıkmış simitleri atmalıyız haylaz martılara. O attıkça gülümsemeli, ben ona bakmalıyım, simit kırıntılarını nereye attığımı bile bilmeden. - Niye burada olduÄŸumuzu biliyorsun deÄŸil mi Esra? Zoraki dökülmüÅŸtü sözcükler dilimden. Nefes alışveriÅŸlerim hızlanmış, avuçlarımın içi terlemiÅŸti. Kalbim yerinde duramayan ürkek bir güvercin gibiydi. Azıcık, azıcık açsam gönlümü, dönsem yüzümü sarhoÅŸ eden gülüÅŸten, uçar giderdi benden. Kalbi olmayan biri olurdum o an artık. Kalpsiz, o’ndan uzak. Ölüm gibi… Cevap vermiyordu. Öylece susup bakıyordu yüzüme. Dudaklarında aynı gülümseme. Mahcup hissettim kendimi o an. Çok mu zamansız konuÅŸtum acaba? Yeri ve zamanı deÄŸil miydi yoksa içimde yanan ateÅŸin nedenini anlatmak bir soruyla? Oysa ne çok isterdim “Biliyorum, evet biliyorum Recep” demesini. Dese bir. Dese ve ruhumu göÄŸün göÄŸsünde mutlu kılsa. Deniz kenarındaydık. Bir bankta oturuyordu o. Martıların, içinde birbiriyle neÅŸe içinde kavga ettiÄŸi denize bakıyordum. İçimde tuhaf bir heyecan vardı. Tuhaf deÄŸildi aslında. Kendimi bir "düÅŸ aynası"ndaymışım gibi hissediyordum. Bulanıktım. Ne tam var ne tam yok. Varla yok arası... Hayali. BuÄŸulu bir pencere arasından sis içindeki küçük, ayağı kırık kedi yavrusu gibi hissediyorum. Aniden döndüm o'na. - Bir ÅŸey demeyecek misin? Sustu. Öylece baktı yüzüme uzun uzun. Bir anlam çıkaramadım yüz ifadesinden. Boynumu büktüm hafiften. Korkmaya baÅŸladım... - Evet... Yanağında pembecik bir gül açtı önce. Gözlerini yere mıhladı. Kucağında birleÅŸtirdiÄŸi elleri birbirinin içinde kaybolmak istercesine birbirini sarıyordu. Küçücük, içime bir ok gibi saplanan parmakları titriyordu. Alnında bir ter damlası birikti. Hafifçe, göz pınarının kenarından pembe yanağına aktı. Sonra kayboldu, göremedim nereye gittiÄŸini. Bir cümle. Tek kelimelik bir cümle. Önceki tüm hayatımı bir anda silip atan. Yeni bir hayatı bahÅŸeden bir anda. Ilık bir bahar sabahın, deniz kenarında, martılara simit atarken. Hayatıma giren, kalbime altın harflerle nakÅŸolunan. Evet, evet, eve, ev, e… DüÅŸ bitti! Dağıldı sisler. Karanlık bir maÄŸaradan kocaman yemyeÅŸil bir düzlüÄŸe çıkmışım gibi hissettim. Gülümsedim... Artık o'nu/n/ düÅŸü ne/dir/ biliyordum...
|




























